Limon Yetiştiriciliği

Tanımı ve Önemi

Limon (Citrus); ılıman iklime sahip bütün memleketlerde, kültür şekilleri yetiştirilen yaprak dökmeyen, uçucu yağ taşıyan bu küçük ağaçların meyveleridir, ülkemizde çok sevilir. Ege ve Akdeniz gibi bölgelerde neredeyse her evin bahçesinde bir limon ağacı bulunur. En çok bilinen narenciye türlerinden biridir. Ülkemizde turunçgil üretimimizin %20’ sini limonlar oluşturur. Limonun anavatanı Kuzey Hindistan ya da Çin' in güneyidir. Ancak asidi yüksek Akdeniz tipi limonun MÖ 3 bin yıllarında bugünkü Irak sınırları içinde de yetiştiğini, Nippur' da yapılan kazılardaki limon çekirdeklerinden öğreniyoruz. Mezopotamya uygarlığı ile Hindistan arasında bağlantının varlığı biliniyor. Dolayısıyla, limonun Hindistan'dan Ortadoğu'ya bu ticaret bağlantıları kapsamında getirildiği sanılıyor. Akdeniz' in doğu kesimi, bu arada Anadolu' nun güneyi, limon ve ailesini çok eski dönemlerden beri tanıyor, sofralarında kullanıyor. Kuzey Avrupa ise limonla Haçlı Seferleri sayesinde tanıştı. 12. yüzyılda Kudüs' ü fethetmek için yola çıkan şövalyeler, burada tanıdıkları limonu ülkelerine getirmeye başladılar. Kısa süre sonra İngiltere' ye, İspanya ve Portekiz' den, tatlı limon yüklü ilk gemi yanaşmaya başladı. İngilizler, ekşisinden önce tatlısıyla tanışmış oldu. Her derde deva, küçük vitamin deposu limon; ilaç yerine kullanıldığı gibi, kadınları güzelleştirmek için de kullanılıyor. Limon, astıma ve mide rahatsızlıklarına da iyi geliyor. Sarı, oval, bir ucu kabarık limonun görünüşü çekici olduğu kadar da karakteristiktir. Ancak hepimiz limonu hoş dış görünüşü uğruna değil, hemen her derde deva ekşi, asitli suyu için alırız. Limonun ekşiliği, dildeki tat gözeneklerini uyarıp tükürük salgılanmasını artırır.Birkaç damla limon suyu, yiyeceklerden sayısız tat nüansları algılamamızı sağlar. Yediğimiz hemen her yiyecekte, çok az miktarlarda da olsa limon asidi bulunur; aksi takdirde, o yiyecekleri tatsız, yavan olarak algılarız. Limon suyu ya da limon kabuğunun tadı; sebzelerin, et ve tatlıların lezzetini güçlendirir. Turunçgillerde tür ve çeşit dağılımı bölgelere özgü kimlik kazanmış ve her bölge kendi çeşitleriyle özdeşleşmiştir. Durum bu açıdan değerlendirildiğinde; Doğu Akdeniz Bölgesi’ nde Kütdiken, İtalyan memeli, İnterdonato, Molla Mehmet ve Lamas limonları yetiştirilmektedir. Bu bağlamda, Batı Akdeniz Bölgesi’ nde İnterdonato ve Kıbrıs limonu üretimi yapılmaktadır. Ege Bölgesi’nin güney kısmında İnterdonato limonu üretimi yapılmaktadır.

Çeşitleri

Mevcut turunçgil üretimimizin %20' sini limonlar oluşturur. Başlıca önemli limon çeşitleri ve özellikleri aşağıda kısaca verilmiştir.

Lamas Limonu

Bu çeşit, ekoloji seçici olduğunda Türkiye' nin Akdeniz Bölgesindeki Mersin ilinin batısında (Erdemli-Silifke) özel bir bölgede yetiştirilebilmektedir. Meyvesi orta büyüklükte, silindirik, boyun halkalı ve belirgin memelidir. Meyve kabuğu sarı renkli üstün tat ve kokuya sahip sulu bir limon cinsidir, düzgün ve parlaktır. Lamas, uygun koşullarda dokuz ay süreyle depolanabilmektedir. Türkiye’de üretilen en kaliteli limon çeşididir. Ağacı pek yüksek boylu, kuvvetli büyür, dal sistemi oldukça sık, çok verimlidir. Orta mevsim çeşididir. Hasada kasım ayında başlanır. Ekoloji dışına çıkarıldığında kalite önemli ölçüde düşer. Uçkurudan hastalaığına duyarlıdır. Depolamaya elverişlidir.

İtalyan Memeli Limon (Kara Limon)

Adından da anlaşılacağı gibi İtalyan kökenli olduğu sanılan, Türkiye’ ye giriş tarihi bilinmeyen en eski yerli limon çeşitlerimizdendir. Doğu Akdeniz bölgesinde “İtalyan memeli”, Batı Akdeniz bölgesinde “Demre Dikensiz” ve “Kara Limon” olarak adlandırılır. Türkiye’ de en çok üretilen çeşitlerden biridir. Çok verimli olan bu limon her yıl boyu düzenli olarak ürün verir. Tüm Akdeniz bölgesinde yetiştirilebilen İtlayan memelinin genel özelikleri aşağıdaki tablo 1.2’ de gösterilmiştir.

Molla Mehmet Limonu

Türkiye' de daha çok Mersin ilinde yaygındır. Kökeni üzerinde belirgin bir bilgi yoktur. Meyveleri sarı renklidir. Kabuk girintili çıkıntılı, orta kalınlıktadır ve kalınlığı 5,54 mm' dir. Meyvenin sap tarafında belirgin bir boyun bulunur. Meme, küt ve kaba yapılıdır. Suda çözünebilir kuru madde miktarı % 8-10, titre edilebilir asit içeriği % 6-10' civarındadır. Çok önemli bir yerli limon çeşididir. Uçkurutan hastalığına (Phoma tracheiphila) göreceli dayanıklılığı vardır. Yüksek verimli ve oldukça düzenli ürün verir.

Kıbrıs Limonu

Bu limon çeşidi daha çok Alanya, Anamur yöresinde yaygındır. 1920’lerde Kıbrıs’ tan getirildiği sanılmaktadır. Meyve kabuğu sarı renkli, parlak, düzgün, dalgalı ve kalınlığı 5,24 mm' dir. Meyveleri oval-silindirik şekillidir. Sap kısmında belirgin sayılabilecek bir boyun olmasına karşın limonlara özgü ''meme" yok denecek kadar küçüktür. Çeşidin en belirgin özelliği budur. Kalitesi yüksek bir yerli limon çeşididir. Asit içeriği % 7-10 civarındadır. Çok erken ürüne yatan bu çeşidin ağaçları oldukça verimlidir. Meyveler kasım ayı ortalarından itibaren olgunlaşır; ancak, depolamaya fazla elverişli değildir. Ağaç kuvvetli ve dik büyür.

Kütdiken Limonu

Türkiye' de üretilen en eski limon çeşidi olup üretimi ve depolaması en fazla yapılan bir çeşittir. Çok üstün meyve kalitesine sahiptir. Meyve kabuğu düzgün, parlak, meyve etine sıkı bağlı, yeşil sarı veya limon sarısı renktedir. Meme kısmı fazla gelişmemiştir. Meyve elips şeklindedir. Çekirdeklidir. Bol sulu ve yüksek asitlidir. Yüksek verimlidir ve düzenli meyve verir. Ağaçları orta kuvvette büyür. Meyvelerin ağaç üzerinde dağılımı düzgündür. Orta mevsim çeşididir. Depolamaya uygun olduğu için kasım ayından şubat ayına kadar hasat edilebilir. Uygun koşullarda hasat edilen, paketlenen ve depolanan bu çeşit 9 ay süre ile muhafaza edilebilir. Ancak uçkurutan hastalığına hassastır. Daha çok İçel ve Hatay illerinde yetiştirilir. Ürgüp ve Göreme' nin doğal kaya mağaralarında depolandığı için yatak limonu adını alır.

Enterdonat Limonu

En erkenci bir tür olan Enterdonat, dünyada en çok Türkiye' nin Doğu Akdeniz Bölgesi' nde yetiştirilmektedir. Dünyanın en fazla Enterdonat üreten ülkesi 450.000 ton ile Türkiye' dir. Meyvesi büyük, uzun ve silindirik biçimindedir. Meyvenin en belirgin özelliği, meme başının yana yatık olmasıdır. Meyve kabuğu, düzgün, açık yeşil renkli ve parlaktır. Çekirdek sayısı az olan meyvenin eti, yeşilimsi sarı renktedir. Erkenci bir tür olduğu için depolamaya elverişli değildir. Ağaçları orta kuvvetli ve dikensize yakındır. Periyodisiteye eğilimi vardır. İhracat dönemi; eylül - ekim - kasım – aralık aylarıdır. Hasada, meyvelerin %30’ u sarı düzeyine ulaşıldığı zaman başlanır ve dış pazardaki taze limon boşluğunu doldurur; bu nedenle Türkiye' nin limon ihracatında önemli bir payı vardır. Uçkurutan hastalığına oransal olarak dayanıklıdır. Meyveler olgunlaştıktan sonra ağaç üzerinde uzun süre bekletilirse irileşir ve pazar değerini yitirir. Dikim alanlarındaki artış hızı son yıllarda azalmıştır.

Mayer Limonu

Mayer’in diğer limon çeşitlerinden farklı bir özelliği maxsimum 2,5-3m boyunda olmaları, keza meyveden başını kaldırıp da boya gitmeye zamanı yok gibidir. Taze güz sürgünleri de olmadığından dona karşı diğer çeşit limonlara nazaran daha dayanıklı olmaktadır. Yediveren çeşiti, yılın her mevsiminde meyve vermekte olup bol güneşli ve gece gündüz arasındaki sıcaklık farkının fazla olmadığı iklimi sevmektedir. Sıfır derecede taze filizler kurur, dikimden itibaren 2-3 yıl kış soğuklarına karşı naylon altına alınmalı, kök çevresi çuval parçalarıyla, samanla ve talaşla dona karşı korunmalıdır. Portakal limon karışımı bir tadı mevcuttur. Mayer limon dikildikten 1 yıl sonra meyve vermeye başlar. Bazı meraklı veya istekli insanlarımız bu mayer limonları saksıda yetiştirip meyve almaktadır. Evlerin güneş gören balkonlarında rahatlıkla yetişebilir.

Lisbon Limonu

Mayer limonun iki katı büyüklüğünde, kalın kabuğu ile dikkat çeken limon çeşididir.

Lime (Misket veya Yeşil) Limon

Türkiye’ de yeşil limon veya Misket limon olarak bilinir. Muhteşem bir tadı vardır, mojito gibi kokteyl ve içeceklerin yapımında tüketilir. Yemek ve tatlılarda tatlandırıcı olarak da kullanılır.

Genel İstekleri

Limon yetiştiriciliği, yoğun olarak emek-sermaye ve zaman isteyen bir konudur; bu yüzden ekoloji, bahçe planlaması ve çeşit seçimi, doğru değerlendirilerek, çok iyi anlaşılması ve irdelenmesi gereken konulardır. Bir limon bahçesinin planlanmasında birinci adım, çevreyle ilgili özelliklerin tespitidir. Ekoloji denildiğinde iklim ve toprak özellikleri anlaşılmaktadır.

Toprak İsteği

Dikimden önce arazinin toprağı, mutlaka analiz ettirilmelidir. Turunçgil bahçesi tesis edilecek yerin toprak derinliği en az 1,5-2 m olmalıdır. Turunçgil yetiştiriciliğinde üzerinde durulacak esas konu, toprağın havalanan bir yapıya sahip olmasıdır; çünkü turunçgil kökleri yüksek oranda oksijen ister ve havasızlığa çok duyarlı olup boğulma tepkisi gösterir. Bu sebeple toprak, havalanan-süzek bir karakter taşımalıdır. Limonların etkili kök derinliği 30-90 cm’ dir. Toprağın havalanma miktarı düştükçe kökler toprak yüzeyine doğru çıkar. Limon kökleri; çok elverişli toprak koşulları ve anaçlara bağlı olarak yatay biçimde 7,5 m uzaklığa kadar yayılabilir. Limonlar için uygun topraklar; hafif ve orta ağır yapıda, iyi drene olabilen, gevşek ve iyi havalanabilen, kumlu, kumlu-tınlı, tınlı, killi tınlı yapıdaki topraklardır. Bunlar içerisinde, süzek ve iyi havalanabilen kumlu-tınlı topraklar ise en uygun olanıdır. Taban suyu yüksek olan toprakları hiç sevmez. Böyle yerlerde, mutlaka drenaj yapılmalıdır. Ağır bünyeli ve

fazla kireçli topraklar da turunçgiller için tercih edilmez.. Taban suyu seviyesi 1,5-2 m’nin altında orta bünyeli (kumlu-tınlı, killi-tınlı), gevşek, zengin, havadar, yapıda, su geçirgenliği iyi olan topraklar limon yetiştiriciliği için uygundur. Ayrıca toprak pH’ sı 5,5-6 olması idealdir. Limonlarda emici köklerin % 85–90 kadarı toprağın 0- 90 cm’ lik katmanında bulunur. Genel olarak saçak kökler 5-120 cm’de bulunur. Dikim öncesi en az 120 cm’ye kadar toprak örneği alınmalı ve sonucuna bakılarak uygunsa bahçe tesis edilmelidir. Eğim %3 ve daha fazla ise teraslama yapılabilir. Topraktaki kireç miktarına mutlaka bakılmalı; çünkü kireç oranının %5’in üzerinde olması P, Fe gibi elementlerin alımını büyük oranda etkilemektedir.

Bunun yanı sıra bahçe kurulacak toprağın fizksel nitelikleri aşağıdaki gibi olmalıdır.

  • pH hafif asit veya nötr; yoksa hafif alkali olmalıdır.
  • Kil oranı %20’yi kesinlikle geçmemelidir. Kum oranı %50 civarında olması istenir. Tın oranı %20 civarında olamlıdır.
  • Toprağın geçirgenliği 10-20 cm/saat olmalıdır. Bu değer fazla olursa toprak çok süzek olacağından besin maddeleri, gübre yıkanmak suretiyle akar gider.
  • Toprağın içerdeği boşluk-gözenek çok önemlidir. Topraktaki gözenek oranı hiçbir zaman %10’ un altına düşmemelidir. Düşük ise havalanamaz, elverişli değildir.
  • Limonlar için topraktaki tuz miktarı %0,30’ u geçmemelidir. Ayrıca yanlış sulama ve drenajsızlık tuzluluğu teşvik eder.

İklim İsteği

Limonlar ülkemizde Akdeniz ve Ege Bölgelerindeki, iklim şartlarının uygun olduğu yörelerde yetiştirilir. İklim faktörleri denildiğinde temelde sıcaklık anlaşılmaktadır. Limonların yayılma alanını en sınırlayıcı etmen düşük sıcaklıklardır. Düşük sıcaklıklar, limonlarda meyve verimliliği ve kalitesini birinci derecede etkileyen iklim faktörleridir. Yetiştiriciliğini sınırlayan en önemli iklim olayı, düşük sıcaklıklardır(don). Türlerin düşük sıcaklıklara dayanıklıları farklılıklar gösterir. Limon 0°C altında zarar görür. Zararın şiddeti don olayının süresine bağlıdır. Uzun sürerse zararı da artar. İkinci önemli iklim faktörü, rüzgârdır. Rüzgâr, hem şiddetiyle (ağaçların kırılması, meyve dökümü), hem de soğukluğuyla turunçgillere zarar verir. Şiddetli rüzgârlardan korunmak, kaliteli ve bol meyve elde edebilmek için, bahçenin kenarına rüzgarkıran dikilmelidir; bunun için, yayvan ve dikine gelişen serviler tercih edilir. Araları 1 m ' den daha sık olmamalıdır. Turunçgil yetiştiriciliği, dünyada 400 Kuzey enlemi ile 400 güney enlemi arasında yapılmaktadır.

Bu enlemler içerisinde 3 ana bölge bulunur.

Tropik bölge; 230 Kuzey enlem ile 230 Güney enlemi arasında kalan bölgedir.

Semitropik bölge; 230–300 Kuzey enlemleri ile 230-300 Güney enlemleri arasındaki bölgedir.

Subtropik bölge; 300-400 Kuzey enlemleri ile 300-400 Güney enlemleri arasındaki bölgedir.

Tropik iklim kuşağında gece-gündüz arası sıcaklık farkı 1-2 0C’ dir. Bütün yıl boyunca da 40C fark eder. Yağmur ormanları bulunması nedeniyle çok fazla yağış vardır. Bazı noktalarda ortalama yıllık yağış metrekare başına 15-18 metreye kadar çıkar. Sulama gerekmez. Semitropik iklim kuşağında yağışlı ve kurak olmak üzere iki mevsim vardır. Yağışlı mevsimde iklim daha çok tropiklere benzer. Bazı noktalarda yağış metrekare başına 8-10 metreye çıkar. Ancak bunun belli bir bölgesinde yağış kesilir, kurak mevsim başlar kurak mevsim daha çok ocak-nisan arasıdır. Bu bölgelerde sulama gerekir. Yazın en yüksek sıcaklık 330 kışın 220C’ dir. Gece gündüz arası sıcaklık farkı 4-50C olur. Dolayısıyla tropik kuşaktaki gibi oransal nem sürekli çok yüksek olmayıp; kurak mevsimde düşük, yağışlı mevsimde yüksektir. Subtropik iklim kuşağında ise üç ara iklim tipi karşımıza çıkmaktadır. Sıcak subtropik iklim olarak adlandırılan ara kuşakta özellikle Akdeniz’ de daha çok çöl etkisi görülür. Yağışlar kısıtlı, oransal nem düşük ve kış çok ılıktır. Bu iklim karakterine Kuzey Afrika kıyıları ve bir ölçeğe kadar İsrail’ e dek uzanan Akdeniz kıyılarında görmekteyiz. Bu iklim kuşağında deniz kıyısı yerler olumlu iken iç bölgelere gittikçe çok farklılık gösterir. Dağların denize dik olarak konumlandığı yerlerde yüksek rakımda bağıl nem artışı söz konusu olduğundan yüksekliklerde önem arz etmektedir. Orta subtropik iklimde yazlar sıcak- kurak, kışlar yağışlı ve ılıktır. Yani bizdeki iklim orta subtropik karakterdedir. Kış aylarında belli bir nem yoğunluğu vardır. Kuru rüzgâr nedeniyle yazın ve sonbahar başlangıcında sulama çok önemlidir. Ayrıca denize yakınlık-uzaklık, hava oransal nemli etkileyeceğinden türlerin yerleşimi de değişir. Örneğin; oransal nem bakımından kalite düşük olacağından Çukurova yöresi limon için elverişli değildir. Buna karşılık denize yakın ve oransal nemin yüksek olması nedeniyle Mersin, Erdemli ve Silifke şeridi, limona uygundur. Serin subtropik iklimde yazlar göreceli olarak serin ve nispeten daha yağışlı olup kışlar serindir ve hatta düzenli kar yağışları olabilir. Kar zararları görülebilmektedir. Örneğin, Rize ve Edremit bu gruptadır. İzmir, Seferihisar ve Gümüllü serin subtropiğe yakın özelliklere sahiptir; bu yüzden buralarda portakal ve limon yetişmez sadece Satsuma mandarini yetişir.

Limonlarda zorunlu dinlenme yoktur. Çevre koşulları elverişli olduğu sürece büyüme sürer fakat subtropiklerde gelişme dönemleri söz konusudur ve büyüme çift sigmoid bir eğri izler.Ekoloji tespitinde sıcaklık durumunu belirlerken soğuk akışını göz önününde bulundurmamız gerekmektedir; çünkü İç Anadolu’dan Akdeniz’e doğru daima bir soğuk hava akımı söz konusudur. Bu akış boylu boyunca uzanan Toros Dağları tarafından engellenmektedir. Dağların soğuk akışını engelleyişi kademeli bir engelleme olup ovanın sahile yakın kesimleri ile soğuk havanın biriktiği bölgeler turunçgil yetiştiriciliği açısından risk taşımaktadır. Özellikle Mersin – Erdemli sahili boyunca uzanan çarpık yapılaşma, Toros Dağlarından sahile doğru esen rüzgârlarla akan soğuk havanın hareketini engelleyerek, sahile yakın olan limon bahçelerinde soğuk havanın gölgelenmesine sebep olmaktadır. Bu da kış soğuklarından meydana gelecek zararları artırmakta ve limon bahçelerini tehdit etmektedir. Örneğin; Adana’ da soğuktan en çok zararı ovanın sahil kısmı görür; bu yüzden bahçelerin yamaçlara tesis edilmesi, soğuk zararı riskini minimuma indirmektedir.

Üretimi

Fidan üretiminde kullanılacak tohumlar mutlaka virüs ve virüs benzeri hastalıklardan temiz olduğu bilinen ağaçlardan alınmalıdır. Tohum üretiminde kullanılacak meyveler ağaç üzerinden hasat edilmeli, yere düşmüş meyveler tohum üretiminde kullanılmamalıdır; çünkü meyvelerin dolayısıyla tohumların mantari hastalıklarla bulaşması söz konusudur.

Tohum Ekimi

Tohumlar, tohum yastığı olarak kullanılan sehpalara ya da plastikten yapılmış kasalara ekilebilir. Tohum kasaları ve sehpalar yeterli sulamanın yapılabilmesi için üst kısmında 2-3 cm boşluk kalacak şekilde harç karışımı ile doldurulur. Tohumlar şablon yardımı ile sıra üzeri 2,5 cm, sıra arası 4 cm olacak şekilde ve 1 cm derinlikte ekilir. Tohumların üzeri 1 cm kalınlığında harçla kapatılır. Bir lata yardımı ile üstteki harç bastırıldıktan sonra süzgeç başlıklı hortumlarla haftada bir kez sulanmalıdır.

Çöğürlerin Şaşırtılması

Tohum yastığındaki çöğürler 10–15 cm boya ulaştıklarında içerisinde harç karışımı bulunan polietilen torbalara şaşırtılır. Ortalamadan önemli derecede büyük ya da küçük boya sahip çöğürler ile anormal yaprak özelliği gösteren tip dışı çöğürler kullanılmamalıdır. Seçilen çöğürler kök tuvalet budamaları yapıldıktan yani fazlalık ve kıvrılmış olan kökleri alındıktan sonra 4,5-5,5 litrelik plastik torbalara şaşırtılır. Şaşırtma, dikim kazıkları yardımıyla açılan deliklere, çöğürleri yerleştirip yan taraflardan bastırılarak yapılır. Şaşırtmadan hemen sonra bitkiler sulanmalıdır. Plastik torba ve saksılar, yeterli sulamanın yapılabilmesi için üst kısmında 2-3 cm boşluk kalacak şekilde doldurulmalıdır.

Çöğürlerin Bakımı

Çöğür yetiştiriciliği süresince seralarda sıcaklık ve nem kontrol altında tutulmalı, sulamanın düzenli yapılmasına özen gösterilmelidir; aksi durumda, özellikle yüksek sıcaklık, %50’ nin altındaki oransal nem ve sulamadaki düzensizlikler, bitkileri strese sokar. Strese girmiş bitkilerde tepe büyümesi durur ve yan gözlerden sürgün oluşumu artar. Çöğürler 30- 35 cm boya ulaştıklarında hereklere bağlanır.

Çöğürlerin Aşılanması

Çöğerlerde aşı, iki değişik zamanda yapılır. En iyi sonuç alınan aşılama zamanı eylülekim döneminde yapılan durgun göz aşısıdır. İlkbaharın girmesi ve fidanlarda filizlenmenin (sürgün) başladığı zamanlarda Mart’ın 20’sinden başlayarak nisan ve mayıs ayları içerisinde sürgün göz aşısının yapılma zamanıdır. Yukarıda belirtilen başlama tarihi mevsim şartlarına bağlı olarak daha önce veya daha sonrada başlayabilir. Burada önemli olan ağaçların uyanması, yeterli ısı ve bir don olma ihtimalinin uzak olmasıdır. Aşı yapmaya başlamadan önce anaç üzerindeki diken ve sürgün gibi fazlalıklar alınır. Önceden ağzı bileylenmiş ve dezenfekte edilmiş aşı bıçağı kullanarak aşıya başlanır. Ayrıca yapılan aşıları bağlamada kullandığımız aşı bağları da aşının tutması açısından çok önemlidir. Bunun için kullanmamız gereken aşı bağı piyasada satılan ve plastikten yapılmış olan şerit aşı bağlarıdır. Çöğürler 1 m boy ortalamasına veya 0,5 cm çap ortalamasına ulaştıklarında aşılanabilir. Çöğürler aşılama büyüklüğüne tohum ekiminden itibaren 8-9 ay içerisinde ulaşır. Aşılamada genellikle “T” göz aşısı kullanılır. Aşılama yüksekliği 25-30 cm olmalıdır. Kullanılacak aşı gözleri, virüs ve virüs benzeri hastalıklardan temiz olmalıdır; bu nedenle aşı gözleri virüs ve benzeri hastalıklardan temiz, aşı gözü üreten resmi kuruluşlardan temin edilmelidir. Antalya Narenciye ve Seracılık Araştırma Enstitüsü ve buna benzer araştırma enstitüleri virüs ve virüs benzeri hastalıklardan temiz aşı gözü üreterek fidan üretimi yapan resmi ve özel kurumlara dağıtmaktadır.Aşılanan gözlerin sürmesini çabuklaştırmak ve fidan gelişimini hızlandırmak için 15- 20 gün sonra, aşı noktasının 5 cm üzerinden tepe kesilir. Gözler, aşılamadan 15-20 gün sonra sürmeye başlar. Bu arada aşı bağları çözülmelidir. Sürgün boyları 15 cm’ye ulaşınca herekler bağlanır. Aşılanan gözün dışında anaçtan çıkan sürgünlerin büyümesine izin verilmez ve düzenli olarak koparılır. Aşılanan gözden çıkan sürgün 60 cm boya ulaştığında tırnak aşı noktasının hemen üstünden yapılan kesimle çıkartılır. Sürgün boyu 80-100 cm’ye ulaştığında tepeleri 75 cm’den; satsumalar yavaş geliştiği için 65 cm’ den vurulur. Kesim yapılan bu yüksekliğe taçlandırma yüksekliğdenir. Kesim yerinin altından birçok göz sürer. Tepeden itibaren 10 cm’lik kısımdan çıkan sürgünlerden 3 tanesi ana dalları oluşturmak üzere bırakılır ve diğer sürgünler alınır. Bırakılacak sürgünlerin ağaca iyi bir taç oluşturacak şekilde olmasına özen gösterilmelidir. Şekil budaması tamamlanan fidanlar sera koşullarından, doğal koşullara kolay uyum sağlaması için yarı gölgeli tel seralarda bekletilir ve toprakla kavuşacağı anı bekler.

Anaçlar

Akdeniz Bölgesinde yetiştirilen bütün çeşitlerin, uygun anacı turunçtur. Satsuma mandarini yetiştirilecek yöreler için ise anaç olarak üç yapraklı melezleri uygun olmaktadır. Melezlerden Troyer ve Carrizo kullanılmaktadır. Turunçgiller; dünyada en fazla üretimi yapılan meyve grubudur. İnsan beslenmesindeki önemi, kendine has renk ve kokusu, kozmetik sanayinin ham maddelerinden oluşu bunun nedenlerinden bazılarıdır. Tohum ve diğer vegetatif yollarla da çoğaltılabilen turunçgiller hastalıklar, iklim ve toprak şartları nedeniyle çoğunlukla anaç üzerine aşılanarak çoğaltılmaktadır. 1920’ li yıllardaki Tristeza (Göçüren) salgını ve Florida’ da meydana gelen don olayları sonunda dünyada turunçgil anaçları üzerine ciddi çalışmalar yapılmaya başlanmış ve değişik özellikte anaçlar ortaya çıkarılmıştır. Hastalık ve çevre şartlarına uyum yanında ağacı erken meyveye yatırmak, ağaç ömrünü uzatmak, verimi artırmak, sık dikim, meyve kalitesini yükseltmek gibi amaçlarla anaç kullanılmaktadır.

İdeal bir turunçgil anacında aranacak özellikler:

  • Hastalık ve zararlılara dayanıklı olmalıdır.
  • Yörenin toprak özelliklerine uyumlu olmalıdır.
  • İklim koşullarına özellikle soğuklara dayanıklılık göstermelidir.
  • Anaç olarak kullanılan meyveleri çok çekirdekli olmalıdır.
  • Anaç çeşit tohumlarında poliembriyoni oranı yüksek olmalıdır.

İyi bir turunçgil anacının, aşılandığında anaç-kalem uyuşması bakımından son derece iyi özellikler göstermesi lazımdır.Anaç kullanımı bahis olduğunda virüs hastalıkları büyük önem taşımaktadır. Bu hastalıklara karşı turunçgil anaçlarında tepkiler farklıdır. En önemlisi Tristeza (Göçüren) hastalığıdır. Göçüren hastalığı için hemen karşımıza çıkan anaç turunçtur. Dayanıklılık mekanizması ve hassasiyet virüsün kendinden kaynaklanmaz. Tristeza’ da ölüm birden olur. Daha meyveye fırsat vermeden ağaç kurur gider. Hastalıklara, ilaçlama bölümünde detaylı olarak değineceğiz. Soğuklara dayanmada en çok kullanacağımız Üç Yapraklı ve melezleridir ama diğer özelliklerini de göz önüne almak gerekir. Üç yapraklı anacın kireçli ve tuzlu topraklarda hassasiyeti fazladır. de duyarlı olduğu görülür. Doğu Akdeniz’ de fazla kullanılmaz. Kirece en dayanıklı anaç turunçtur. Tuzluluğa dayanıklı anaçlar ise Kleopatra mandarini ve Rangpur Laymı’ dır. Ağır ve ıslak topraklarda Üç Yapraklı en elverişli anaçtır. Kaba Limon ve Rangpur Laymı hemen ölür. Kuru topraklarda limon ve volkameriana kullanılır. Meyve kalitesini yükseltmek içinse Üç Yapraklı ve melezleri tercih edilir. Erken meyveye yatırmak için Üç Yapraklı ve melezleri avantajlıdır. Ülkemiz için genelde; Doğu Karadeniz Bölgesinde Üç Yapraklı, Ege’ de Sitranj (Carrizo ve Troyer), Akdeniz’ de (Güney Ege dahil) turunç kullanılır.

Önemli Turunçgil Anaçları

Turunç (Citrus aurantium): 1920’ li yıllara kadar dünyanın pek çok yerinde anaç olarak turunç kullanılmaktaydı; ancak o yıllarda meydana gelen Tristeza (Göçüren) virüs hastalığı salgını sonucu dünyada yaklaşık 200 milyon turunçgil ağacı yok oldu. Bunun sonucu olarak hızlanan anaç çalışmalarıyla birlikte farklı anaçlar elde edildi ve turunç kullanımı geriledi. Limonların bazıları ve Satsuma mandarini dışındaki tür ve çeşitlerle genellikle iyi uyuşma gösterir. Turunç üzerine aşılı ağaçlar standart büyüklükte taç oluşturur. Nuseller embriyonu oranı yüksektir. Çoğaltılması ve aşılanması kolaydır. Exocortis (Cüceleşme) ve Xyloporosis (Gözenek) hastalıklarına dayanıklıdır. Uçkurutan (Phoma tracheiphila) hastalığına duyarlıdır. Bazı turunç anaçları Phytophthora’ ya dayanıklı iken bazıları hassastır; çünkü bütün turunç anaçları aynı özellikte değildir. Ülkemizde Doğu Akdeniz kesiminde yapılan çalışma sonucu 31 adet farklı turunç klonu saptanmıştır. Turunç, ağır topraklarda gelişebilir, kirece karşı dayanıklıdır ve kazık kök yapmaya eğilimlidir. Türkiye’ de Muğla dahil tüm Akdeniz sahilinde anaç olarak kullanılır. Dünyada ise Tristeza’ nın yaygın olmadığı yerlerde daha çok Akdeniz çevresinde ve bir miktarda ABD’de kullanılmaktadır.

Tüm Akdeniz Bölgesinde Yaygın Olarak Kullanılan Turuncun Özellikleri

  • Kolay çoğaltılır.
  • Kireçli topraklara dayanıklıdır.
  • Tristeza (Göçüren) ve uçkurutan hastalıklarına duyarlıdır.
  • Bazı limonlar ve satsuma mandarini ile iyi uyuşmaz.
  • Cüceleşme, Gözenek virüs hastalığı ve kök boğazı çürüklüğüne dayanıklıdır.
  • Ağır topraklarda gelişebilir, kazık kök eğilimi vardır.
  • Turunç üzerine aşılı ağaçlar standart taç oluştururlar.
  • Dona dayanımı iyidir.

Üç Yapraklı (Poncirus trifoliata): Subtropik koşullarda yaprağını döken bir anaçtır. Önemli özelliklerinden biri soğuğa dayanıklı olmasıdır; ancak sıcak iklimlerde soğuğa hassastır. Kök sistemi nispeten küçük olup, ağır-killi topraklara uyum sağlayabilmektedir. Phytophthora’ ya dayanıklı, Uçkurutan, Tristeza (Göçüren), Xyloporosis (Gözenek), Psorosis (Kavlama) hastalıklarına karşı toleranslıdır. Nematodlara, kirece ve tuza karşı duyarlıdır. Mekanik yolla taşınan Exocortis (Cüceleşme) hastalığına çok duyarlı olduğundan özellikle budama aletleri iyi dezenfekte edilmelidir. Üç yapraklı, üzerine aşılı ağacı erken meyveye yatırır ve meyve kalitesini olumlu yönde etkiler. Özellikle Eureka grubu limonlar (Ör. Kütdiken) ve laymlar dışındaki tür ve çeşitlerle genellikle iyi uyuşma gösterir. Türkiye’ de nemli olan Doğu Karadeniz’ de ve az miktarda Finike-Kumluca civarlarında kullanılır. Dünyada Brezilya, Akdeniz çevresi, Avustralya, Uzakdoğu (özellikle Japonya’ da Satsuma mandarini için) ve ABD’de kullanılmaktadır.

Genel Olarak Üç Yapraklı (Poncirus trifoliata)

Anaç Özellikleri

  • Kış soğuklarına en çok dayanan anaçtır.
  • Kök boğazı çürüklüğüne dayanıklıdır.
  • Akdeniz iklim kuşağında sorunları vardır. Daha çok Karadeniz ve Ege kıyı şeridinde yaygındır.
  • Limonlarla özellikle Kütdikenle uyuşması iyi değildir.
  • Erken verim alınmasını sağlar.
  • Cüceleşme hariç diğer virüs hastalıklarına dayanıklıdır.
  • Kireçli ve tuzlu topraklara dayanamaz, kloroz başlar. Nematod’ a da duyarlıdır.
  • Portakal ve satsuma için uygun bir anaçtır.
  • Bodurlaştırma özelliği vardır.

Bu anaçların dışında dünyada bir kısmı önceleri kullanılmış bir kısmı az da olsa günümüzde de kullanılan anaçlar vardır. Turunçgil yetiştiriciliğinde anaç seçiminde anacın özellikleri yanında yetiştirilecek tür ve çeşit, iklim ve toprak şartları, hastalıklar göz önünde bulundurulmalı ve seçim dikkatli yapılmalıdır. Bir diğer önemli konu ise son yıllarda anaçlarda da çeşit kavramının gelişiyor olmasıdır. Bir anacın tüm bireyleri aynı özelliği göstermeyebilmektedir. Anaç seçiminde bu durum da dikkate alınmalıdır.

Bahçe Tesisi

Limon Bahçesi Yerinin Seçimi

Limon bahçesi tesis edilecek yerin seçiminde, yetiştirilecek tür ve çeşit için en yüksek ve en düşük sıcaklıklar düşünülmelidir. Bahçe tesis edilecek yerin rüzgâr zararına karşı korunaklı olmasına dikkat edilmelidir. Bahçe iç drenaja sahip olmalı ve bahçede yeterince derin ve verimli, yeksenak bir toprak bulunmalıdır. Ayrıca bahçede sulama için yeter miktarda ve iyi kalitede su kullanılmalıdır. Bahçe tesisi için seçilen alan, donlara sıkça maruz kalmamalıdır. Bahçenin en az on yıllık iklim kayıtları gözden kaçırılmamalıdır. Don gölü oluşumuna uygun çukur ve alçak araziler ile vadi tabanlarında bahçe tesisinden kaçınılmalıdır. Fazla yağış alan alçak arazilerde ise suyun drene edilebilme olanakları iyi

araştırılmalıdır. Kaliteli ve bol meyve elde edebilmek için, bahçenin kenarına araları 1 metreden daha sık olmayacak şekilde rüzgâr kıran dikilmelidir. Rüzgâr kıranlar duruma göre bahçenin tüm etrafına dikilebilir. Bunun için, yayvan ve dikine gelişen serviler tercih edilir.

Limon Bahçe Tesisi

Fide Temini

Turunçgil yetiştiriciliği için, öncelikle, kaliteli fidan üretimi veya temini gerekir. Ticari turunçgil fidan yetiştiriciliğinde en çok kullanılan yöntem, çöğür anaçları üzerine istenilen çeşidi göz aşısı ile aşılamaktır. Turunçgil ağaçlarından bol verim alınabilmesi için; bahçe tesisinde virüs ve virüs benzeri hastalıklardan temiz, anaç-kalem uyuşması iyi, nematodlardan ari, türünün özelliklerini taşıyan, bir örnek ve hızlı gelişme gösteren sağlıklı fidanların kullanılması gereklidir.

Toprağın Hazırlanması

Öncelikle tarlanın tesfiyesi yapılmalı ve pulluk tabanı olarak anılan sert kısım mutlaka patlatılmalıdır. En iyi patlatma zamanı toprağın kuru olduğu eylül ayıdır. Tesfiye ve patlatması yapılmış toprağın dikimden önce ocak - şubat aylarında uygun bir herbisit ile ilaçlanması, bahçe tesisinden sonra sorun yaratan yabancı otlara karşı alınan tedbirlerin başında gelir.

Dikim Çukurlarının Açılması

Turunçgiller için kare, dikdörtgen ve üçgen dikim yapılabilir. Fakat yapılan dikim toprak işleme, sulama, ilaçlama gibi kültürel işlemlere engel olmamalıdır. Bunun için kare dikim tercih dilmelidir. Geniş bahçelerin tesisinde çukurlar burgu ile açılmalıdır. Fakat burgu ile çukur açarken yaş ve ağır yapılı topraklarda, çukurun yan duvarlarında kaymak tabakası oluşur. Bel veya kürek ile bu sert tabaka alınmalıdır. Küçük alanlarda kazma ve kürek ile çukur açımı en yaygın yöntemdir Seçilen türün ve çeşidin ağaç büyüklüğü, arazinin eğimi ve uygulanacak kültürel işlemler düşünülerek dikim yapılacak yerler ölçüm yapılarak tespit edilir. Dikim için iki fidan arasının 7x7m olması uygundur. Çukurların açılmasında değişik teknikler kullanılmasına karşın en uygunu, kürek ve bel ile açılmasıdır. Çukurlarda 35 - 40 cm çap ve 35 - 40 cm derinlik yeterlidir.

Dikim

Ülkemizde uygun dikim zamanı ilkbahar dönemidir. Şubat ortalarından nisan sonlarına kadar, dikime devam edilebilir. Dikimden önce, fidanlarda budama yapılmalıdır. Fidanların tutması ve gelişmesi için polietilen torbalarda yetiştirilen fidanlarda da, dikim budaması uygulanmalıdır. Polietilen torbalardaki fidanlar, genellikle gölge evlerinde ve seralarda yetiştirildiklerinden; dikimden önce, topluca 10-15 gün süreyle, güneş altında bekletilmelidir. Limon fidanı dikilecek yerde sırt yapılır. Fidanlar dikilmeden önce çukura konacak harç hazırlanmalıdır. Bu amaç için iki kürek iyi yanmış çiftlik gübresi ve 200gr 3x15 gübresi kullanılabilir. Bu malzemeler açılan çukurun yanında toprak üstüne atılır ve yeterli miktarda yüzey toprağı ile karıştırılır. Çukurun içine bu karışımdan fidanın konacağı düzeye kadar doldurulur. Plastik tüp içerisinde getirilen fidanlar bir gün önce sulanmalıdır. Plastik torba iki taraftan kesilerek uzaklaştırılır. Fidanın kökleri kontrol edilir. Oluşan kazık kök, dipte gelişmiş ve kıvrılmış ise bu kısım kesilerek uzaklaştırılır. Fidanların kök ve gövdesinde kullanılacak çakı, makas gibi tüm kesicilerin kullanmadan önce %2’ lik sodyum hipoklorid çözeltisi içerisine batırılarak sterilizasyonu gereklidir. Özellikle genç bahçelerde kesinlikle steril edilmemiş aletler kullanılmamalıdır; çünkü bölgemizde bulunan exocortis ve cachexia hastalıkları aşı gözleri ve kesici aletlerle taşınmaktadır. Bölgemizde en uygun dikim zamanı şubat-mart aylarıdır. Köklerin temizlenmesinden sonra fidan taşla doldurulmuş toprak üzerine konularak dikim yapılır. Turunçgil bitkisi derin dikilmemelidir. Dikimden sonra toprak sıkıştırılmalı, fidan başına en az 35-40 litre can suyu verilmelidir. Toprak kurumadan ikinci bir sulama yapılmalıdır. Dikim toprak tavlı iken yapılmalıdır.

Dikim Sonrası Yapılacak İşler

Fidanlar iyice tutuncaya kadar toprak tipine göre 10-15 günde bir sulanmalıdır. Fidanın dikiminden sonra dengeli ve sağlam bir taç oluşturmak amacıyla 60 cm’ den tepe kesimi yapılmalıdır. Aşı noktası ile kesim yeri arasındaki mesafe 5-6 cm olmalıdır. Genç fidanların gövdeleri, güneşin zararından korunmak amacıyla gazete kağıdı veya kalın kağıtla sarılmalıdır. Fidan büyüdükçe kâğıt yerine kireç badanası yapılmalıdır. Yalnız kireç tek başına kullanıldığında çabuk yıkanan ve dökülen bir maddedir. Bunun için kirecin içerisine az miktarda beyaz tutkal karıştırılmalıdır. Sık aralıklarla dikilmiş eski bahçelerden, yeterli miktarda ve kaliteli meyve elde etmek için, ağaçların mutlaka seyreltilmesi gerekir. Bu suretle, her türlü bakım işlemi de kolay uygulanabilir hale gelecektir. Seyreltme, verilen plana uygun olarak, köşegen doğrultusunda yapılmalıdır.

Sulama

Su, hayatın ve yaşamın kaynağıdır. Bahçelerimizde bir ömür vererek yetiştirip çocuğumuz gibi baktığımız ağaçlarımızı bilinçli bir şekilde sulamak sureti ile onların sağlıklı ve verimli kalmasına da yardımcı oluruz. Genellikle, yaz aylarının sıcak geçtiği Akdeniz ve Ege Bölgelerinde, limonlarda sulama gerekir. Sulama aralıklarının tespitinde, hava kuraklık durumu ve toprak yapısı en önemli faktörlerdendir. Nisan – mayıs aylarında başlayan sulamalar, havaların çok kurak seyrettiği temmuz, ağustos aylarında daha sık aralıklarla yapılmalıdır. İklime bağlı olarak yapılan sulamalar ekim-kasım aylarına kadar devam eder. Limonlarda 15 ile 35 gün arasıyla yapılacak yüzey sulaması genellikle yeterlidir. Limonlar, turunçgiller içerisinde en çok su isteyenlerdir ama genel olarak turunçgiller suyu fazla sevmez. Daha az sulanmaları daha iyidir. Limon bahçeleri göllenmiş vaziyetteki suyun altında iki gün kalabilir. Bu süre zarfında limon kökleri suda bulunan oksijeni kullanır; ancak 2. günden sonra oksijen tükeneceğinden köklerde boğulmalar meydana gelmekte ve ağaçlarda sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple taban suyu olan, suyun birikerek göllendiği ve durgun halde kaldığı yerlerde turunçgil bahçesi tesis edilmemelidir. İyi bir sulama yapılması için su kaynağının uygun olması, suyun kontrollü kullanılması ve fazla suyun sulamadan sonra atılması-drene edilmesi-lazımdır.

Sulama İhtiyacını Tespit Etme

Sulama gereksinimini belirlerken deneme-yanılma yöntemi ve modern yöntemlere başvurulabilir. Deneme-yanılma yönteminde toprağın 15 cm altından alınan bir parça toprak avuç içinde top haline getirilerek 25-30 cm havaya atılıp yere düşürülerek dağılma durumuna bakılır. Dağılma yoksa su gereksinimi yoktur; aksi takdirde sulama gerekir. Bu yöntem çok sağlıklı olmayıp yanıltıcıdır. Modern yöntemler içinde en çok kullanılanı, tansiyometre aleti ile topraktaki su durumunun belirlenmesidir. Bahçenin genelini temsil edecek şekilde 30 cm, 60 cm ve 90 cm olmak üzere üç derinliğe tansiyometreler yerleştirilerek üç farklı toprak tabakasında su hareketi izlenir. Özellikle 60 cm’ ye yerleştirilen tansiyometrenin ibresi kırmızı bölgeye geldiğinde sulamaya başlanır.

Tansiyometrelerle; toprakta eksik olan nem miktarına göre verilmesi gereken sulama suyu miktarı ve ne zaman sulamaya başlanacağı belirlenir. Tansiyometreler, belli bir miktar su ihtiva eden topraktaki suyun ne kadar bir kuvvetle tutulduğunu gösterir. Toprak fazla kuru değilse tansiyometreler toprak suyu tansiyonunu ve dolayısıyla topraktaki nem miktarını ölçer.

Tansiyometrenin Çalışma Esası

Toprağa yerleştirildiğinde içerisine konan suyun gözenekli seramikten toprağa geçmesiyle aletin içinde meydana gelen vakumun okunması tansiyometrenin ana prensibidir.

Tansiyometrenin Çalışma Sınırı

Toprağa yerleştirilmiş tansiyometreden su, toprağa gitme eğiliminde olup, suyu azalmış olan toprak gözenekleri tansiyometredeki suyu adeta çeker. Tansiyometre gövdesindeki su sütununun parçalanmadan dayanabileceği kuvvetin üst sınırı teoride yüksek olmakla birlikte, pratikte 750 cm sudur. Daha yüksek değerlerde tansiyometre suyu içinde erimiş bulunan hava açığa çıkarak, su sütununun devamlılığını bozar. Diğer kısıtlayıcı faktör ise seramik kabın hava geçirme basıncı olup, yüksek tansiyonda tansiyometre içine hava almaya başlar.

Tansiyometre Toprağa Yerleştirilmesi

Benzer çapta bir burgu ile delik açılır. Açılan burgu deliğine tansiyometre boru kısmından tutularak ve manometre kısmı korunarak özenle yerleştirilir. Tansiyometrenin seramik ucunun toprakla iyi temas etmesi gereklidir. Tansiyometrenin üstte kalan kısmı ile  burgu deliği arasındaki boşluk toprakla doldurulup hafifçe sıkıştırılır. Tansiyometrenin boğazı doldurularak hafif tümsek yapılır.

Tansiyometre Hangi Derinliğe Yerleştirilir

Bitki köklerinin en yaygın olduğu derinliğe yerleştirilir. Bu, bitki çeşidine göre değişmektedir. Ayrıca aktif kök derinliği 35-40 cm’den az olanlar için bir, 35-40 cm’den fazla olanlar için iki, 120 cm’den fazla olanlar için ise üç adet tansiyometre kullanılır. Derinlikleri ise bu tabakaların orta noktaları olarak belirlenir. Örneğin 0-40 cm için 20 cm’ ye yerleştirilir.

Sulama Ne Zaman Yapılmalıdır

Manometre sıfırı gösterdiği zaman toprak, fazlasıyla ıslaktır. 190 mm civaya kadar hiçbir bitki sulama gerektirmez. Zamanla toprak kurudukça, suyun buharlaşma, bitki kullanımı veya drenajla azalması sonucu tansiyon okumasında artış olur. Sulamanın başlayacağı tansiyon değeri, bitki çeşidine göre değişir. Limonlar için 380–550 değerleri sulama ihtiyacının olduğunu gösterir.

Sulama Yöntemleri

Limonların sulanmasında yapılan en önemli hata, göllendirme şeklinde yapılan salma sulama uygulamasıdır. Bu şekilde yapılan sulamalarda ağaçların gövdesinin ve kök boğazının ıslanması sebebi ile zamklama vb. hastalıklara ortam hazırlanmakta; özellikle ağır topraklı bahçelerde köklerin havasız kalmasına sebebiyet vermektedir. Bu yüzden göllendirme sulamada ve ağacın gövdesine bilhassa kök boğazına suyun temas ettiği sulama şekillerinden mutlaka kaçınılmalıdır. Tavsiye edilen sulama sistemlerinin en basiti, karık sulamadır. Limonlarda değişik karıklar kullanılır. Karığın sıklığı, boyu ve yapısı toprak yapısına göre değişir. Klasik karık sisteminde, ağacın büyüklüğüne göre tacın hemen dışına ikili karık çekilir. Karık çekilmesi, çift kulaklı lister pulluğu ile yapılır. Ağaçlar büyüdükçe sıra aralarındaki karık sayısı tamamlanarak teke inip geniş şevli karık şeklini alır. Karık sulama esnasında su akarken son derece yavaş ve bulanmadan akmalıdır. Hızlı akarsa su toprağın derinliğine kadar sirayet edemez. Sulama suyu, karığı 1 günde geçecek şekilde verilmelidir. Sadece karıklara su verildiğinden diğer kısımları kuru kalacak ve bu kısımlarda yabancı ot gelişimi olmayacaktır. Günümüzde verim, kalite ve yabancı ot mücadelesi bakımından en uygun sulama sistemi, damla sulamadır. Damla sulama ile doğrudan kök çevresine su uygulanmakta olup karık sulama ve diğer sulama şekillerine göre az su kullanımı, iş gücü gerektirmemesi ve gübrelemede kolaylık sağlaması sebebiyle tercih edilen bir sistemdir. Yabancı ot mücadelesi sadece damla sulama uygulanan kısımlarda tatbik edilir. Yeni kurulacak bahçelerde mutlaka damla sulama sistemi tercih edilmelidir. Damla sulama sistemi kurulacağı zaman damla sulamanın tamamen teknik ve ziraat mühendisleri refaketinde tesis edilmelidir; aksi takdirde harcanan emek ve paranın boşa gideceği aşikârdır. Eğer yaşlı bahçelerde damla sulama sistemine geçilecekse daha önce uygulanan sulama şekline göre toprak altında yayılan köklerin susuz bırakılmamasına dikkat edilerek ağacın kök yayılımına göre planlanmalıdır. Ayrıca yaşlı bahçelerde damla sulamaya geçişten kaynaklanabilecek sorunlara karşı tedbir alınmasına özellikle dikkat edilmelidir. Yine damla sulama ile sulanan bahçelerde, damla sulama borularının damlatıcılarının toprak üzerinde ıslattıkları yerler zaman zaman değiştirilmelidir. Eğer damlatıcılar toprağın sürekli aynı noktasını ıslatmaya devam ederse, bu kısımlarda toprakta tuz birikimi meydana geleceğinden ağaçlar olumsuz etkilenecektir. Yağmurlama sulama yönteminde su, arazi yüzeyine belirli aralıklarla yerleştirilen yağmurlama başlıklarından, belirli basınç altında püskürtülerek atmosfere, buradan da toprağa verilir. Yağmurlama sulama, limon yetiştiriciliğinde çok nadir kullanılan bir yöntemdir. Özellikle yetişkin bahçelerde hiç kullanılmamalıdır; çünkü bu işlem, yaprak ve gövde hastalıklarına davet demektir. Yeni tesis edilmiş bahçelerde ve fidanlarda kullanılmalıdır. Meyve bahçelerinin ağaç altından sulanmasında, özel olarak yapılmış küçük yağmurlama başlıkları kullanılmaktadır. Bu sistemde her ağaç sırasına yüzeye serili bir PE ( polietilen) lateral boru hattı döşenir ve her ağacın altına özel olarak yapılmış küçük bir yağmurlama başlığı yerleştirilir. Sistem bütünüyle sabittir. Sulama sezonu sonunda toprak yüzeyine serili lateral boru hatlarıyla yağmurlama başlıkları da toplanır. Bu tip sistemlere ağaç altı mikro yağmurlama sistemi de denilmektedir. Bu sistemlerde işletme basıncı 1-2 atmosfer kadardır. Bir yağmurlama başlığı yaklaşık bir ağaç tacının çapı kadar bir alanı ıslatır.

İlaçlama

Dünya turunçgil pazarlarındaki zorlu rekabetten ötürü, üretici olarak daha ekonomik ve çevreye uyumlu ürünler yetiştirmek, pazarlardaki rekabet gücümüzü artırarak ekonomimize olumlu katkılarda bulunacaktır. Buradaki amacımız; Türkiyedeki limon üreticilerinin, bahçelerindeki zararlıyı kolay teşhis ederek gereken mücadeleyi, bilinçli ve doğru yapmalarını sağlamaktır. Limon ülkemizin en önemli tarım sektörlerinden birisi olup aynı zamanda en hızlı gelişen tarım sektörlerinden birisidir. Bu gelişmeye paralel olarak da sorunlarında bir artış görülmektedir. Bunların başlıcalarından birisi; üründe önemli kayıplara neden olan hastalık, zararlı, nematod ve yabancı ot gibi etmenlerdir. Örneğin, bilinçli bir şekilde mücadele yapılmadığında, turunçgil unlu biti, pas böcüsü, kırmızı kabuklu bit, Akdeniz meyve sineği vb. zararlılar %80-90 oranında üründe kayba neden olmaktadır. Ülkemiz limon bahçelerinde limon yetiştiriciliğini olumsuz yönde etkileyecek; 34 hastalık 92 zararlı, 16 nemetod ve 155 adette yabancı ot türü saptanmıştır. Bunların bir bölümü ekonomik zarar oluşturmakta, diğer bir bölümü ise potansiyel zararlı durumundadır. Bilinçli bir şekilde mücadele yapılmazsa her zaman ekonomik zarar oluşturabilecek populasyonlara ulaşabilir. O halde bir taraftan ekonomik zarar oluşturanları baskı altında tutmak, diğer taraftanda potansiyel zararlıları ana zararlı konumuna getirmemek için uygun mücadele yöntemleri kullanılmalıdır

Gübreleme

Gübre; bitkilerin gelişmesini artırmak, ürün miktarlarını çoğaltmak ve niteliklerini iyileştirmek amacı ile toprağa ve bitkiye uygulanan içerisinde bir veya birkaç bitki besin maddesini bir arada bulunduran birleşiklerdir. Bu gübrelerin toprağa veya doğrudan doğruya bitkiye verilmesi işlemine de gübreleme denir. Turunçgillerde kaliteli meyve üretimi, diğer etkenler yanında, ağaçların dengeli gübrelenmesi ile sağlanır. Gübrelemede; ağacın yaşı, çeşidi, toprak ve su özellikleri, yetiştirildiği bölgenin iklim koşulları, topraktaki mevcut besin maddelerinin durumu dikkate alınmalıdır.Etkin ve ekonomik bir gübreleme için yaprak ve toprak analizleri yaptırmamız zorunludur. Analizler; eylül ortasından kasım başına kadar olan dönemde ve mutlaka uzman elemanlarca alınmalıdır. Bu analizleri yapan kuruluşlar, hangi gübreleri, ne zaman ve ne miktarda kullanacağımızı da önermektedir; bu amaçla en yakın tarım kuruluşları ile iş birliği yapılmalıdır.

Bu noktalar dikkate alınarak yapılacak gübreleme ile;

  • Yüksek verim elde edilir,
  • Meyve kalitesi yükselir,
  • Soğuğa dayanıklılık sağlanır,
  • Erken hasat yapılır,
  • Depolama kayıpları azalır.

Genelde, en fazla miktarda gübre limonlara, en az mandarinlere, orta derecede portakal ve altıntoplara verilir. Gübrelemede, ilk uygulama kasım-aralık aylarında yapılır. Bu devrede, fosforlu ve potaslı gübrelerle, çiftlik gübresi; ağacın taç hizasına açılacak 15- 20 cm derinlik ve genişlikteki, çukur veya bant içerisine verilerek üzeri kapatılıp bahçe sulanır. Gerek gübre miktarında, gerekse veriliş şekil ve zamanlarında, tavsiyelere mutlaka uyulmalıdır. Turunçgillerde gübreleme şekil ve zamanı diğer faktörler yanında çeşide, sulama yönetimine göre değişmektedir,

Gübre Çeşitleri

a.Organik Gübreler

Organik gübreler; yapılarında bitki besin maddelerini organik bileşikler olarak bulunduran gübrelerdir. Organik gübrelerin, hayvan gübresi, yeşil gübre, kemik unu, kan tozu, boynuz ve tırnak tozu gibi çeşitleri vardır. Organik madde kaynağı olarak en çok ahır gübresi ve yeşil gübre kullanılmaktadır.

b.İnorganik Gübreler

Gübreler içerisinde en sıklıkla kullanılan tür, ticaret gübreleridir. Gübre bayilerinde satılan ticaret gübreleri, bileşimlerinde bir veya birden fazla bitki besin maddesini bir arada bulundurur. İşletme gübrelerinden farklı olarak yüksek miktarda bitki besin maddesi içerir ve suda kolayca çözünür.

Gübreleme Şekilleri

Gübre; toprağa, banda verme, serpme, üstten veya yandan gübreleme, püskürtme, damla sulama şekillerinden hangisi uygunsa o şekilde verilir. Gübreyi yukarda belirtilen şekillerden biri ile uyguluyorsak uygulamaya geçmeden önce, ne miktarda verileceğinin belirlenmesi önemli bir konudur. Gübrenin az veya fazla verilmesinin pek yararı olmayacağının da bilinmesi gerekir. En uygun gübre türüne ve miktarına karar verebilmek için, mutlaka ekilecek bahçeden toprak örneği alınmalı ve tahlil yaptırılmalıdır.

Budama ve Destek Sağlama

Budamanın çok çeşitli tarifleri olmakla birlikte kârlı ve kaliteli ürün elde etmek için ağaçların gelişmelerinin kontrol altına alınması, yönlendirilmesi ve istenilmeyen kısımlarının alınması için yapılan her türlü işlemler ve uygulamalar olarak tarif edilebilir. Budama; ağaçların dengeli ve kuvvetli taç oluşturması, verimlilik süresinin uzatılması, fazla ve kaliteli ürün elde edilmesi, uygun olmayan iklim koşullarıyla, hastalık ve zararlıların olumsuz etkilerinin ortadan kaldırılması, zirai mücadelede başarının artması, hasatta kolaylık, bazı durumlarda verimden düşmüş ağaçların yeniden kazanılması gibi yararlar sağlar. Limon yetiştiriciliğinde gübreleme, hastalık ve zararlılarla mücadele, sulama, yabancı otlarla mücadele ve budama gibi kültürel işlemlerden en az önem verileni ve ihmal edileni budamadır. Diğer işlemler yerine getirilmediği zaman sonuçlar hemen görülmesine rağmen budama yapılmadığında ise bu ileri yıllarda ortaya çıkmaktadır ve çoğunlukla yapacak fazlaca bir şey kalmamaktadır. Gerçekte zor olmayan ve fazla masraf istemeyen bu işlem, fazla ve kaliteli ürün alınması için mutlaka yerine getirilmelidir.

Budamanın Faydaları

İyi planlanmış bir budama ile ana dalların sayı ve dağılışı düzenlenmiş olur. Ağacın gelişmesi (vejetatif gelişme) ile verime yatma (generatif gelişme) dengesi ve devamlılığı sağlanır. Güneş ışığından ağacın iyi bir şekilde faydalanması sağlanmış olur. Budama ile meyve iriliği ve meyve kabuk renklenmesi sağlanmış olur. Budama, ağacın çiçek açması ile meyve toplama arasındaki sürenin kısalmasına olumlu etki yapar. Budama ile ağaç büyüklüğü ve dalların sıklığı direk kontrol altına alınabilir. Püskürtülerek yapılan ilaçlamanın etkinliği artırılabilir. Hastalıklı ve kuru dallar alınarak mücadeleye yardımcı olunur. Alet ve ekipmanların çalışabilmesi için gerekli boşluklar oluşturulmuş olur. Verimden düşen ağaçlar budama ile gençleştirilerek yeniden verimli ağaçlara dönüşmeleri sağlanmış olur.

Limonlarda Budama Zamanı

Limonlarda budamanın en uygun olduğu zaman, ilkbahar don tehlikesinin geçtiği ve ilkbahar sürgünlerinin başlamadığı dönemdir. Limonlarda öyle bir zamanda kesim yapılmalıdır ki uçkurutan olmamalıdır. Uçkurutan hastalığının etmeni 180C’ nin altında çok etkili, 300C’ nin üzerinde etkili değildir. Burada maksat budama yapıldığı zaman uçkurutan etmeninin olmadığı ve yapılan kesimlerden sonra gözlerin uyanmayacağı bir zaman dilimini yakalamaktır. Bu zaman ülkemiz için ekim ayı sonu kasım başı gibidir. Budamadan hemen sonra sürgün sürmeden kışa girilmiş olur. Uçkurutan hastalığı gibi özel durumlar hariç olmak üzere, budama ağaçta meyve olmadığı veya toplandıktan sonra yapılmalıdır. Eğer ağaçlar periyodisite gösteriyorsa meyvenin yok yılında budama yapılmalıdır. Ağaçta gövdeden çıkan obur dallar her zaman alınmalı ve bunların büyümesine izin verilmemelidir. Limonda sonbahardan sonra budama yapılmayıp kışın derim sonrası budama yapılırsa ertesi yılın ürünü de heba edilmiş olur; çünkü ayrım periyodunda meyve gözüne dönüşen gözler uçta oluşacağından budamayla bunlar kesilip atılmış olur. Uçkurutan hastalığıyla bulaşık olan limon bahçeleri, sıcak aylarda (temmuz- ağustos) budanmalıdır.

HASAT İŞLEMLERİ

Bir limon meyvesinin pazarda paraya dönüşmesi için hasat, sınıflama, paketleme, depolama ve pazara nakliyesi gibi aşamalardan geçmesi gerekmektedir. Söz konusu her kademe, bilgi ve beceriyi gerektirir. Birbirini izleyen bu kademelerin birinde yapılacak hata sonraki kademelerde telafi edilmez. Üreticilerde büyük maddi kayıplara neden olur; bu nedenle üreticilerin ve işletme sahiplerinin gerekli bilgiyle donatılmaları ve çalışmalarında gerekli dikkat ve titizliği göstermeleri gerekmektedir.

Hasat Zamanı

Ülkemiz narenciye üretiminin büyük bir kısmını oluşturan limon üretiminde; yeterli miktarda ve kapasitede sınıflama, paketleme ve depolama tesisleri, hasat zamanı depoda dayanıklılığı etkileyen önemli faktörlerdir. Narenciye meyvelerinin yetiştirildikleri bölgeye ve çeşidin özelliklerine göre ulaştırma şekli ve şartlarına dayanacak ve pazar isteklerini karşılayacak bir olgunlukta olacak şekilde hasat edilmesi için yetiştiricilerin hasat zamanının tespitinde ve hasatta gereken dikkati ve titizliği göstermesi gereklidir. Eğer yıllık bakım işleri tekniğine göre yapılmışsa; hasatta üreticinin yüzü gülecek ve daha kaliteli meyve elde edecektir. Hasat, uzman işçiler tarafından ve tekniğine uygun olarak yapılmalıdır. Bütün ürünler gibi, limonlarda hasat zamanının tespiti çok önemlidir. Zamanından erken veya daha geç yapılacak hasat; meyve kalitesini düşürür ve dayanıklılığını azaltır. Hasat, mutlaka olgun meyvelerde yapılmalıdır. Olgunluğun tespitinde, genellikle, meyvede usare oranı, şeker, asitlik ve meyve kabuk rengi değişimleri göz önüne alınır. Esasen, uzun yıllar boyunca hasat yapıldığından, hasat zamanı belirlenmesinde, fazla bir yanılma olmaz. Hasat zamanının tespitinde usare miktarına ve meyve rengine bakılarak hasat zamanının gelip gelmediğine karar verilmelidir. Usare bakımından hasat zamanı gelen, Limonda usare miktarı ağırlık olarak meyvenin %25’inden az olmamalıdır. Renk bakımından ise, limon meyve çeşidin tipik renginde olmalıdır. Ancak toplama zamanı ve yetiştirici bölgesi dikkate alınarak en az usare miktarının bulunması şartı ile hafif yeşil renkte olanların hasadı yapılmalıdır. En uygun derim zamanı, tür ve çeşitlere göre değişiklik göstermektedir. Limonlarda en iyi sonuçlar koyu yeşil renkli, belli irilikte ve usaredeki meyvelerin toplanmasından alınmıştır. Limonlar sarardıkça depoda dayanmaları azalmaktadır. Muhafaza edilecek limonlar için en uygun derim zamanı kasım sonu - aralık başlarıdır. Limonlarda hasat zamanı bölgesel olarak değişmekle beraber, hasat zamanını limon çeşitlerine göre de değişmektedir.

Hasadın Yapılışı

Derim (Hasat) zamanı saptandıktan sonra, geriye iki önemli nokta daha kalmaktadır. Birincisi, limonların zedelenmesine meydan verilmeden dikkatle toplanması, sınıflanması ve ambalajı; ikincisi de bunların en ucuz şekilde yapılmasıdır. Kültürel önlemler, limonların derim ve maliyeti üzerinde önemli bir etki yapabilir. Bu bakımdan belki de en önemli faktör ağaçların terbiyesidir. Avrupa ülkelerinde ağaçlar, sık dikilerek ve dikkatli budama yapılarak kontrol altında tutulmaktadır. Böylece bütün meyveler normal yükseklik ve ağırlıkta olmakta, bir merdiven yardımıyla toplanabilmektedir. Derim sırasındaki dikkat ve özen çok önemlidir. Bu, yalnız meyvenin o andaki değeri ile ilgili değildir; bu sırada meydana gelen yaralanma ve berelenmeler ile bunun sonucunda oluşan küflenmeler, meyvenin muhafaza süresi üzerinde de geniş ölçüde etkilidir. Limonlarda, kabukta meydana gelen bere ve çiziklere engel olmak için toplayıcının tırnaklarının kısa olması ya da eldiven giymeleri istenir. Turunçgiller ucu küt makaslarla kesilerek toplanmalı, kesim kapsülün (düğme) hemen üstünden kapsülü zedelemeden yapılmalıdır. Kabukta ve kapsülde meydana gelen bu çizikler genelde bu kısımda küflenmeye neden olur ki bunun sonucunda meyvenin tamamı ve büyük olasılıkla yanındaki birkaç meyve de beraber çürür. Narenciye meyvelerinde kabuk yağından doğan lekelenmeler ve kararmalar büyük ekonomik zararlara neden olmaktadır. Kabuk yağı lekeleri, genelde toplamada dikkatsiz ve kaba muameleden ileri gelmektedir.

Depolama

Limonlarda en önemli hususlardan birisi de depolamadır. Depolamanın çok önemli avantajları bulunmaktadır. Bunlar; Ağaç üzerinde oluşan kaliteyi, meyve tüketilinceye kadar muhafaza etmek,

Pazara düzenli olarak meyve arz edilerek, fiyat istikrarı sağlamak, Özellikle ihracaat için, toplu ve düzenli meyve temin etmektir. Bu avantajlardan yararlanabilmek için, meyveler, mutlaka soğuk depolara konularak muhafaza edilmelidir. Limonlar, adi depoya veya makine ile soğutulan modern depolara konmadan önce, ambalajlanmalıdır. Depolanacak limonlar, ambalajlanmadan önce veya ambalajlama sırasında, hastalıklara karşı mutlaka ilaçlanmalıdır. Aynı şekilde, soğuk depolarda temizlenip ilaçlanmalıdır. Kullanılacak ilaçlar için, resmi kuruluşlardaki uzmanlara başvurulmalıdır. Soğuk depolarda ambalajlanmış limonlar, ambalaj kaplarının arasında hava geçebilecek şekilde istiflenmelidir.Türkiye’ nin yetiştirdiği önemli limon çeşitleri arasında Interdonato, Kütdiken, İtalyan Memeli, Molla Mehmet ve Lamas başta gelmektedir. Interdonato limonu erkencilik bakımından önemli olmasına rağmen meyve kalitesi bakımından iyi özellikler göstermez ve muhafaza edilmeden tüketilir. Kütdiken limonu ise kalite bakımından çok iyi olup dayanıklı olması sebebiyle muhafaza edilen limonların büyük bir kısmını oluşturan çeşittir. Yapılan çalışmalara göre Türkiye'de üretilen taze meyvelerin en az %25' i tüketiciye ulaşamadan çürüyüp atılmaktadır. Bunun başlıca nedenleri; depoların yetersizliği, derim zamanının iyi saptanamaması, derimdeki dikkatsizlikler, depo koşullarının tam olarak sağlanamaması ve uygunsuz ambalajlama teknikleridir. Yatak limonunun derim tarihinde fiyatı 1 birim iken 9 aylık bir muhafaza neticesi yaklaşık 6 birim olan fiyatı limon için muhafaza ve dolayısıyla deponun ne kadar önemli bir faktör olduğunu göstermektedir. Soğukta muhafazada amaç, meyvelerin derildikleri sırada sahip oldukları özellikleri en az kayıpla saklamaktır. Türe ve çeşide uygun olarak seçilen depo sıcaklığının ve oransal nemin muhafaza periyodu boyunca sabit kalması, depo havasının meyvenin çıkardığı solunum gazlarından temizlenmesi de iyi bir muhafazanın gereklerindendir.

Limonların Muhafazası için Gerekli Şartlar

İyi muhafaza koşulları uzun süre depolanacak yatak limonu olarak kullanılan çeşitler için 10 C0 sıcaklık ve %90 -95 oransal nemdir. Limonların muhafaza edildiği mevcut depoların bu şartları sağlayabilmesi için bazı düzenlemeler gerekmektedir.


Paylaş